rüyalarımın şiiri…

Posted in Kategorilenmemiş etiketler ile , , on Temmuz 3, 2009 by ruzigar

KENDİNİ GERÇEKLEŞTİREYEMEN KEHANET I.

bir şaire devamlı sorulan sıkıcı sorulardan biri de, şiirinizi günün hangi vaktinde yazarsınız?

şairden gelen klasik cevap ise geceleyin kendimi daha rahat hissediyorum gece yazarım  falan olur…

bu sorular çok şükür bana sorulmadı.. zaten şairliğimde şaibeli… yazıyorum ve kendimi habire küçümsüyorum…

en güzel şiirlerimi rüyalarımda yazdım… kimi uzun kimi kısa şiirler… kimisini okuyordum kimisini bir deftere kaydediyordum… kimisini de derginin birinde yayımlanmış görüyordum…

uyandığımda ise o şiirlerin hepsini unutuyordum… bari bir mısrasını kaydedeyim diyordum ama

olmuyordu…

iyi ki de olmuyordu… onlar rüyalarımın şiirleriydi… hiç bir zaman bilinmeyecek… benim bile bilmediğim şiirlerimdi…

son şiirimi dün gece rüyamda yazmışım… kısaydı… adını bile hatırlamadığım bir dergide yayımlanmıştı… şiirin yayımlanması şaire sevinç vermiyor hüzün veriyor hep… rüyada bile…

gidip biraz virgina wolf okuyayım…

yazarım sonra

Posted in Kategorilenmemiş etiketler ile , , , on Haziran 29, 2009 by ruzigar

1.  Dershane şükür tatile girdi…  1 Eylül’e kadar tatilim. stop…

2. Cumartesi günü kpss’ye girdim. Ösym sana ben ne diyeyim. 2002′den beri öğretmenlik yapıyorum özel sektörde… formasyonum var. hazırladığım öğrenciler en iyi üniversitelere giriyor.ders anlatabiliyorum. :)  beni seviyorlar… ama milli eğitim diyor ki, ey tarihçi matematik yap, anayasa yap, coğrafya yap freud’u piageti kohlbergi gardneri iyi bil yoksa nasıl tarih anlatasın Türkiye ithalatta ve ihracaatta kaçıncı sırada bilemezsem mümkün değil ilk çağ tarihi anlatamazsın…offf duy sesimi milli eğitim bakanı sayın nimet çubukcu… bu kader mi…….kurtulmak istiyorum özel sektörden…

ya matematik neydi öyle… çarpanlarıma ayırdılar… lanet olsun adamım…

3.  bugün semih kaplanoğlunun “süt” filmini izledim. yumurta gibi çarptı beni… bu sefer tam beni buldum filmde… tutunamayan bir taşra genci… şiirde yarım yamalak kalmış gözleri hep uzaklarda ve gökyüzünde…

imgeler müthişti… süt, yılan… alında parlayan ışık… düşünmek lazım…

4. bugün kitapçıya uğradım kaç ay sonra… (kpss beni mahvetti adamım)

fayrabı gördüm. ismail kılıçarslanın eren safiye mektup şiiri yaraladı beni… alayım dedim dergiyi… almadım. şiiri bırakacaktım. uzaklaşacaktım kaçacaktım şiirden… elim gitti geldi gitti geldi… kendimi sokaklara vurdum… sigara tellerdirdim… atelye camiinin serinliğine bıraktım bir kaç damla… çok yalnızlık çektim bugün.. ne çektirdimse kendime çektirdim…

5. her şey bugün mü gerçekleşti… evet belki de.. ben yaşarken oldu her şey… 

Elif  Şafak’ın Aşk kitabını verdi arkadaşım… mutlaka oku diye…

iyi getir dedim okuyayım…  getirdi… daha başlamadım… okuyacağım…

6. yazarım sonra…

masal

Posted in Kategorilenmemiş on Haziran 27, 2009 by ruzigar

şairleri öldürsek ne iyi olur

sade ve aptal görünürüz belki birazcık

ıslatmayan yağmurlukların


buruşmaz kumaşların sandırdığı güvenlik


sabah şehre giriyoruz, kahramanlar yaşıyor


nehirde sıçrayan balıklar varmış


evlerde lacivert gözleriyle artis gibi anneler


kolejli çocuklara masallar anlatırmış


“gökten hiçbirşey düşmedi”


bütün kötülüklerin kaynağı kelimeler


kötülük bir kelime, sözlüğün ortasında


yeri çok sağlam


şairleri öldürmeliyiz derim


sade ve aptal görünürüz belki birazcık


huzursuz kızlarla, sinirli erkeklerle dolu sokaklar


çok sıkıcı; doğruysa


dördümüze de uzun ömür


sadakat erdemi biçen el falcı

öldürsek ne iyi olur, bakarsın birden biter

kredi kartı borçları


tanrı grevde olmalı dedirten fotoğraflar


şairleri durmadan öldürmeliyiz


kesin değil çünkü


kendilerini sokak fenerlerine asmaları


Osman Konuk

murat menteş’ten yeni şiir

Posted in Kategorilenmemiş on Haziran 7, 2009 by ruzigar

SİPERDE PERENDE

Murat Menteş

Kim der ki “Mukadderat sicimi beni bağlamaz”?

Askını, kaskını, maskeni taksan bile…

Namluların nazarı değdiği zaman

Azrail’in menzilinde kim sakarlaşmaz?

 

Kim der ki “Ebediyet kullanışsızdır”

üçüncü günündeyken üç günlük dünya

bana belki de sevap kazandırır

çocuklarım var diye sürdürdüğüm vardiya.

 

Kim der ki “Gençliğimi israf etmedim”?

Kim ne derse desin, ıslık değil parola çığlık

siperden mezara tepemdedir her daim

yüzbaşı güz, albay ölüm ve general ayrılık.

ALINTI: dünyabizim

Bir Suça Yedi Hayat

Posted in Kategorilenmemiş on Mayıs 16, 2009 by ruzigar

B4343ir film insanın canını ne kadar yakabilir?

Bir film hayatınıza ne kadar derin bir yara açabilir?

Bir bedeli ödemenin karşılığı hangi durumlarda canınız olabilir?

Kefaretleriniz var mı kefaret oruçlarından başka?

Will Smith piyasa filmlerini bırakıp iyilik abidesi olmaya mı hazırlanıyor? Yukarıdaki sorular Seven Pounds’u seyrettikten sonra aklıma gelen ilk sorular.

 Film’in afişine bakanlar Wıll Smıth’i gördüklerinde ya komedi ya da aksiyon filmidir diyerek önyargılı yaklaşabilirler. İlk anda ben de bu filmi seyretmenin bana bir şeyler katmayacağını, hele ki Wıll Smıth gibi bir oyuncu varsa eh işte iki saatimi yerim, diye düşündüğüm bir an oldu.

Ancak, filmi alıp, eh seyredeyim, dediğimde işler değişti.

Ağlamayı uzun zamandır unuttuğumu anladım filmi izlerken. Sağdan, soldan, ekrandan insanın üzerine bir “iyilik” bombardımanı geliyor. Modern kafamız bu işte bir hinlik artamıyor değil. Zira, kendisini iyiliğe vakfetmiş bir kapitalist insanda şüpheler uyandırıyor. Bu modern Hızır da nereden çıktı? diyorsunuz.

Ama film ilerledikçe kazın ayağının başka türlü olduğunu anlıyorsunuz. Çok zengin bir adam, kendi dünyasından ve paradan başka bir şey görmeyen( haksızlık olmasın, karısına olan aşkı da var), alabildiğinde güç gösterisine amade bir kuşatılmışlık, pahalı arabalar ve hayatını tam ortasından bıçak gibi kesen bir kaza.

Bir trafik kazasına sebep olup en sevdiği insanı ve onunla birlikte altı kişinin de ölümüne sebep olan kahramanımız kendisini bir kefaret olarak sunuyor. Bu kefarette para, mal-mülk ya da ne bileyim işte, yardım etmek değil, doğrudan kendi canını ortaya koymak var.

Dünyada o kadar çok acı var ki acı çektiğimizde bu gerçeği hatırlayacak kadar unutkanlaştık. Seven Pounds/ Yedi Yaşam bu gerçeğin en güzel örneklerinden.

 Yaptığı hata sonunda “muhtaç ve umutsuz” insanları arayıp bulan kişi biraz da bizlere benzxiyor. Darda kalmadıkça darda olanları hatırlamamak. Son bir yıldır yardım kuruluşları üzerinden siyaset yapanların özellikle seyretmesi gereken bir film Seven Pounds.

Zira, kanser olan, organ nakline ihtiyacı olan, şidete maruz kalıp kimselere şikayette bulunamayan o kadar çok insan var ki bu insanları bulup yardım edenlerin de elleri kolları bağlanıyor üzerlerine atılan çamurlar yüzünden. Filmde “iyilik” insanî ve de su kadar gerekli olduğu dramatik bir biçimde anlatılıyor. İyiliğe verilen anlamların da sorgulandığı, iyilik yapanların aptal-meczup ya da çıkar için hareket eden insanlar olarak görüldüğü körleşme zamalarında bu tarz filmlere ihtiyacımız var.

Kendi nefsinden geçmek hem somut hem de soyut anlamıyla dile gelmiş, karşımızda duruyor sinemanın o dokunaklı ve etkili dünyasında. Ağlamak, kefaretlerinizi hatırlamak, içinizdeki yaralılara ve yardıma muhtaç yanlarınıza bakmak istiyorsanız bu filmi mutlaka seyeretmelisiniz. Ayrıca, ötenazi, organ bağışlamak, ötekini kendinden çok düşünmek, susmak, insanları sınamak gibi tartışmalı konular hakkında da bir şeyler bulacaksınız bu filmde.

Wıll Smıth Yedi Yaşam’la hayatının iyiliğini yapmış gibi duruyor sinema ekranında. En baştakisorulara dönersek; bir film insanın canını hakikat kadar acıtamaz! Ama o acıyı hissettirir. Filmler belki hayatımızda derin yaralar açamazlar ama o yaraları hatırlatıp, insan olmanın acısını ve güzelliğini yüzümüze vurabilirler. Bir bedel ödeme bahsine gelince; hatanın bedeli her ne ise verilmesi gerekir, bu bir can olsa bile! Kefaret oruçlarımızdan başka o kadar çok kefaretimiz var ki; kendi adıma bu kefaretleri şimdi ödemeye başlasam ömrümün yetmeyeceğini düşünüyorum.

Wıll Smıth iyilik abidesi olmaya çalışmamış; güzel icra etmiş rolünü.

Filmin fragmanını izlemek için: http://www.kitabul.com/?git=video&fid=72&ktg=sinema

 Zeki Bulduk

http://www.dunyabizim.com/news_detail.php?id=1044

Hüzünleniyorum…/muhsin yazıcıoğlu

Posted in Kategorilenmemiş etiketler ile , , , on Mart 28, 2009 by ruzigar

21567615Büyük Birlik Partisi Genel Başkanı Muhsin Yazıcıoğlu ve arkadaşları elim bir kaza sonucu hayatlarını kaybettiler. Muhsin Yazıcıoğlu ve arkadaşlarına Allah’tan rahmet, yakınlarına sabr-ı cemil niyaz ediyoruz. Okuma Yeri

 Muhsin Yazıcıoğlu‘nun Anadolu Gençlik Dergisi‘nde yayınlanacak son röportajı… Yazıcıoğlu’nun Peygamber aşkı Nisan ayı kutlu doğum ayı… Efendimiz’in (s.a.v) yeryüzüne teşriflerinin gerçekleştiği mübarek ay… Anadolu Gençlik Dergisi olarak Nisan sayımızda Peygamber Efendimizi bu ülkenin tanınan isimlerine sormak istedik. Amacımız O’nun her renge hitap eden yönünü ve benzersiz özelliklerini farklı anlayışların dilinden dinlemekti. Bu çalışmamızda siyasetçi, sanatçı, akademisyen, müzisyen gibi birçok kesimden röportaj talebinde bulunduk. Bunlardan bazıları bize döndüler, bazıları ise işlerinin yoğunluğundan dolayı herhangi bir karşılık vermediler. Siyasiler arasında sorularımız cevaplayan öyle bir isim vardı ki; sorularımıza verdiği cevapları okuduğumuzda gözyaşlarımıza hakim olamadık. Çünkü; bu O’nun belki de ömrünün son anlarında dudaklarından dökülen en güzel sözlerdi. Mail kutumuza tarafından gelen cevaplar 25 Mart Çarşamba Saat:13:24’ te düşmüştü. Yani o meşum kazadan tam iki buçuk saat önce! Kim bilir bu O’nun belki de son mülakatıydı…

Peygamber Efendimiz’ in (s.a.v) ismini duyduğunuzda hissettikleriniz nelerdir?

Hüzünleniyorum… Görevini yerine getiremeyen bir kölenin hicabı. Onun arkasında bıraktığı mirasa, onun istediği gibi sahip çıkamadık. Onu anlatamadık, çünkü onu anlayamadık. Onun adını duyduğumda bu nedenlerle hüzünleniyorum. Tüm peygamberlerin şahitlik yapacağı yargı gününde O’nun ümmetinden olma şerefini ve liyakatini inşallah taşırım. Allah onun şefaatinden bizleri mahrum etmesin.

Peygamber Efendimiz`in (s.a.v) sizi en çok etkileyen yönü nedir?

Allah Resulü mükemmeldi. Bu cümleden hareketle, O’nun bütün güzellikleri karakterine dercettiğini düşünüyorum; O harika bir liderdi. Mütevaziydi, hoşgörülüydü, müşfikti, aydındı, çile adamıydı, kısacası muhteşemdi. Bütün bunlara rağmen O bir insandı. O’nun, İlahi kelamda çokça zikredilen beşeri vasfını arka plana iterek O‘nu dünyamızdan uzaklaştırdık ve aslında kendimize kötülük yaptık. Peygamber efendimiz bir insandı, onun en etkileyici tarafı her yönüyle “güzel insan” sıfatına sahip olmasıydı…

Günümüzde toplum olarak O’nun hangi özelliğine ihtiyaç duyuyoruz? O`nu hangi beşeri vasfı ile özlüyorsunuz?

O İlahi mesajı en iyi anlayan ve özümseyen kişiydi. Bütün beşeri vasıflarını özlüyoruz, hepsine ihtiyacımız var. Hepsini kaybettik, hepsinden uzaklaştık. Adalet, muhabbet, şefkat, özgüven, tefekkür, vefa, güven, dürüstlük, samimiyet… Allah Resulü, “Bir elime ayı, diğer elime de güneşi verseniz yine davamdan vazgeçmem!” cümlesini sadece diliyle ikrar etmedi. O böyle düşündü, böyle inandı, böyle konuştu ve böyle yaşadı… “Gerçekten İnanıyorsanız Üstünsünüz” ilahi düsturunu hayatının her anında ve her türlü şartta duruşuyla mücadelesiyle ispatladı.

Posted in Kategorilenmemiş on Mart 3, 2009 by ruzigar

ağrılarla yaşamak, ağırdan yaşamak…

ne oluyoruz kuzum…

bahar gelmeyecek mi bahçelerine…

….

ıssız adam

yaw git işine…

***

eğitim bilimleri, genel yetenek genel kültür

eğitim bilimleri, genel yetenek genel kültür

eğitim bilimleri, genel yetenek genel kültür

eğitim bilimleri, genel yetenek genel kültür

eğitim bilimleri, genel yetenek genel kültür

eğitim bilimleri, genel yetenek genel kültür

eğitim bilimleri, genel yetenek genel kültür

offfffffffoffffffffffofffffffffffffffffoffffffffffffffffofffffffffff

foooooofoooooofoofooooofooooooofoooofooof

münacaat/levent sunal

Posted in Kategorilenmemiş on Şubat 11, 2009 by ruzigar

 

senden el etek çektiğim günlerde

uzuyor günler şaşırıyorum yolumu

 

senden çivit mavisi şenlikler kuruyorum; yollar kısalıyor

gitmek istediğim başka şehirlere

 

bilici; aldatmayan çocuklara sığınsam da

körleşiyorum gün içinde;

bir nokta bir öz kalıyor geride

 

susuzluğumun çaresi de sensin çıkmazlarımın

anahtarı da sende; yakamozla karışık denizi

geçtiğim denizleri de hep gençliğe yakın

hesaplayarak alnımı serin yeşil gecede

anıların; onların beni bıraktığı bu yerde

bir kırlangıç gölgesinin yitip gittiği yerde

 

sesimin seni bulduğu yerde

kumlarda yokolacak acı bir çizgi

sessizliğe değen iki göz

gibi yitip gideceğim bende..

                                                   “biz neyi anlar”dan…

****

levent sunal

 

*mevsim birdenbire

*biz neyi anlar

*soldurmayan imla

dergah yayınları

 

rahmetle…

Posted in Kategorilenmemiş on Şubat 11, 2009 by ruzigar

biraz önce bir haber okudum… elimde üç tane şiir kitabı var… hepsi de dergah yayınlarından çıktı. ve bu şairim bütün şiirlerini dergah dergisinde yayımladı.

biraz önce okuduğum habere göre bu sessiz, ıssız şairim vefat etmiş. boğazım düğümlendi, içimden birşeyler koptu yine… Sevgili Levent Sunal mekanın cennet olsun…

***

bir bahçenin kıyısında

yanyana-uçup gitmek istiyor

kendi göğüne her biri

 

gördünüz mü hiç

gördünüzse söyleyin

sözcüklerimi.

                                     ”soldurmayan imla”dan..

***

 

 

yerel seçimler

Posted in Kategorilenmemiş etiketler ile , on Şubat 8, 2009 by ruzigar

- abi bu yerel seçimler hareketli geçecek gibi…

ruzigar: yoo pekte öyle görünmüyor

niye ki?

ruzigar: ekranlarda ve gazetelerde birileri pohpohlanıyor.. politikacılar rant peşinde yine…

- abi kime oy vereceksin

ruzigar: bilmiyorum ki, kimseye oy vermem herhalde

- niye ki?

ruzigar: siyasi yalnızlık içindeyim

- he he he… şiir gibi oldu. ne zaman yazdın…

ruzigar: rüyamda söylüyordum. siyasi yalnızlık içindeyim… böyle iyi iyi…