Mayıs, 2008 için arşiv

ahmet güntan/esrariler

Posted in Kategorilenmemiş with tags , , on Mayıs 31, 2008 by ruzigar

“Şair çocuklar. Rüzgâr eser, rüzgârın basit hareketlerini basit bir şekilde anlarlar, rüzgârın ruhunu görürler, sonra bize dönüp bu ruhun yaptığı kahramanlıkları bir bir anlatırlar, büyükler  anlatılanları dinleselerdi, oradaki metafiziği görebileceklerdi. Bazı çocuklar bunu yaparlar, onlar şair çocuklardır, hepsi şair olur mu bilemeyiz, ama Kürtlerin bir sözü var, rüzgârı gören Allah’ı görür diye, şair çocuklar rüzgârı görür, Allah’ın toparladığı cismin boşluğunu da, işte bunu gören çocuklara biz Esrârîler, kendi aramızda şair diyoruz, şair çocukları gördüğümüzde biz onları kolluyoruz.” 12 Kasım 2001

kene takvimi

Posted in Kategorilenmemiş on Mayıs 28, 2008 by ruzigar

dönmediğini bile bile asıyoruz karşı duvara
kırım kongo kanamalı ateşi bir saati

kızıl erik fırtınası eyyâmı bahûr olgunlaştı
iyice pişti zehir kılığında bir zehir

toprağın süslüyken kullandığı acı bu panzehir
metro kafalı modern bir ter ballı cehennem şırası

bir kervan geçiyor kum saatinden sıtmalı
göçten kalan açık yarasıyla bir hayvan bu yaz

ölümbeter böceği parlıyor ette şöhreti kancalı
ısırık: insanı zerre-i ademe döndüren nektar

doğanın doğarken insanda hatırladığı ölüm bu
saf bir keneden gizlice devraldığı bu olmalı

sadık yaşar/kene takvimi/mahfil 19

dergiler deryasına daldım…

Posted in Kategorilenmemiş with tags , , , on Mayıs 27, 2008 by ruzigar

kırkayak ve kırklar dergisini üniversiteli yıllarımda ilgiyle takip etmiştim… dergileri karıştırırken mehmet öğütçü ismi dikkatimi çekti. o yıllardan sonra mehmet öğütçü bir daha görünmedi. en son “orta kahvelere yolculuk” kitabını çıkardı. sonra hiç rastlamadım şiirlerine dergilerde… bıraktı mı şiiri, yoksa küstü mü edebiyat oratamına bilmiyorum. ibrahim tenekeci ve çevresiyle birlikteydi yanlış hatırlamıyorsam. mehmet öğütçünün şiirlerini severek okumuştum. nette yaptığım bir araştırma sonunda çok bir bilgiyle karşılaşmadım. yeni şafakta 15 mart 2002′de kitabı üzerine bir yazı vardı. yazı burda okumak ve tanımak isteyenlere: Orta kahvelere şiirli yolculuk

****

Tabutlar taşır artık bu korkuları

kahverengi kıyımın sonrasındayız zira

terimi işlediğim peşkirim sende kaldı

bende kalan perdeler görmüyor uzakları

ayrılık bir ücrada sızıp kalınca böyle

mümkün olmuyor kızmak aşka ve sevgiliye

ilk bakış anı kaldı çünkü lanete değer

çünkü aşk dilimizin dönmediği bir yerde

mehmet öğütçüye burdan kalbi selamlar./

imza: ruzigar/başında kavak yelleri esen bir muamma

lanet olsun içimdeki blog sevgisine…

Posted in Kategorilenmemiş on Mayıs 22, 2008 by ruzigar

ben yolda yürürken kendi kendimle çok konuşuyorum… sonra kendime geliyorum. lan kendinle konuşuyorsun diyorum kendime.. meğer bu soruyu sorarken de kendi kendimle konuştuğumun farkına varıyorum…

şimdi karşıma alıyorum onları.. sorup duruyorum, kızıp duruyorum.. ya keşke gerçekte karşıma alıp konuşsam içimdekileri döksem de rahatlasam diyorum… ben kendime niye böyle zarar veriyorum…

şimdi:

1. Mütevazilik hep kaybettiriyor… ne yapayım şimdi kaybetmeyi mi göze alayım, yoksa mütevaziliği mi terk edeyim…

2. Rabbim! beni hep cömert kıl olur mu… beni bencillikten ve enaniyet duygusundan uzak tut…

3. Kararımı beğeniyorum ve edebiyatımı şiirimi kendi içimde besleyerek sürdürüyorum…

4. Artık kimsenin yazdıkları ile ilgilenmeyeceğim. ağabeylik yapmayacağım. sonra başıma çıkıyorlar…

5. Yazdıklarım benimle kalacak, elbet zamanı gelince çıkacak. O anı içimde hissettiren Allah’ıma şükürler olsun…

6. dört yanlış bir doğruyu götürüyor…

7. yasaklarla bir yere varılmaz kardeşim…

8. eve gelmişim. anahtar hangi cebimdeydi…

buhurumeryem de nerden çıktı…

Posted in Kategorilenmemiş with tags , , , , , , on Mayıs 20, 2008 by ruzigar

buhurumeryemi hatırlıyorum sene 2004′ten… çokta geçmemiş, sanki aradan uzun yıllar geçmiş gibi…buhurumeryem, lale müldürdür benim için… sonra bir mısra buldum mail adresimde…“masasında bir melek dahi yok kimsenin…” şimdi bu mısranın daha çok anlamı var benim için… benim meleklerim beni terk etmediniz di mi…bu mısrayı aradım bütün halinde bulamadım… ama karşıma ilginç şeyler çıktı… mesela lale müldürü okudum bolca… depresyon efendisi yazsısını okudum. önce bir kelime çıktı karşıma: akineton içtim diyor lale müldür… antidepresan ilaçların ağır olanlarındanmış meğer… lale müldür baudelaire, spleen’den bahsediyor.. bodler amcayı biliyorum tabii.. spleen; sıkıntı anlamına gelen şiiriymiş bodlerin… ece ayhanın “bir fotoğrafın arabı” şiirini tekrar okumama vesile oldu bu yazı… çünkü lale müldür yazısında ece ayhanın bu mısrasına atıfta bulunmuş: “gittiğim her yere götürdüğüm, gittiğim görünmeyen köpeğim” bu köpek ne ola ki..ilenç… depresyon… sonra edgar alan poe’nun kuzgunundan bir de sylvia plath lalesinden bahsediyor… sylvia plath laleler şirini buldum biraz önce okudum da…

lale müldür kısacık yazısında bana neler anlattı bir bilseniz… bir de şimdi auschwitz kampını öğrendim… alman toplama kampıymış desem anlaşılır herhalde…

son olarak billie holiday ismi geçiyor.. araştırıyorum hemen… ne biçim dünya burası aradığınız bulunamıyor demesini istiyorum oysa…

billie holiday önemli bir caz yorumcusuymuş… lale müldürün not aldığı mısralar ise kalp ağrısı…

“günaydın kalp acısı,
oturmayacak mısın?
beni en iyi tanıyan sensin.“

Lezzetsiz/Ingeborg Bachmann

Posted in Kategorilenmemiş with tags on Mayıs 17, 2008 by ruzigar

Yazıyı değil,

Kendimi ihmal etmekteyim.

Başkaları becerebiliyorlar,

Tanrı bilir ya

Sözcüklerden yardım almayı.

Ben, kendimin desteği değilim.

pamuk şekerim…

Posted in Kategorilenmemiş with tags on Mayıs 14, 2008 by ruzigar

iş çıkışı saat 17:30… herkes gibi, yorgun bir hava üzerimde… dalgın dalgın eve doğru yürüyüşüm… tatilin gelmesine az kalmasını düşünmek, hangi sınıfta hangi konudayım, konuları bitirme düşüncesi, testlerin etütlerde dağıtılması… eve gideyim ayaklarımın altı yanıyor, bir uzansam, bu yaz da çevre düzenlemesi şehirde… sigara yasağı da nasıl uygulanacaksa, belki azaltırım… aaa yaşlı amcam, dükkanı açmış bu yaz da… sezonu açmış… pamuk şekerci…

yanından geçtim, bir süre durdum ve geri döndüm… amca bana bir tane yapsana dedim.

hocam hazır var olur mu?

yok fotoğraf çekmek istiyorum.

tamam dedi…

hayırdır niçin lazımdı

hatıra amca dedim…

içimde bir çocuksu hava…

iyi ki geri dönmüşüm… yorgunluğum ben eve gitmeden geçti gitti

ânı değerlendirmek diye söylenip dururuz ya

hah, onu yakaladım işte…

mutlu değilim…

huzurluyum…

veeee

hazır: afiyet olsun…

pamuk gibi :) eridi gitti… aynen düşündüğüm gibi oldu,

elime yüzüme bulaştırdım

bir güzel…

pamuk şekerimden geriye bu çubuk kaldı…

havadan buluttan hikayeler

Posted in Kategorilenmemiş with tags , , , , , , on Mayıs 11, 2008 by ruzigar

hikaye 1

karşımda duran apartman gibiyim, bir kara bulut dolaşıp duruyor üstümde….

hikaye 2

içimdekileri de erteliyorum dışımdakileri de.. nereye kadar sürecek bu Allah’ım. bazan ben ne zaman yaşayacağım diye söylenesim geliyor, birde bakmışım söylenmişim… yok bulutlar dağılmıyor, çoğalıyor habire… içimde soğuk dışımda. üşüyorum…

hikaye 3

şehir yabancı, hikaye yine aynı gibi gelecek, çünkü bir karamsarlık tablosu çiziyor ressam, öykücü onu tasvir etmeye çalışıyor. ellerim boşlukta uzaklara el sallıyor, gözlerim bir bilinmezliğe dalıyor, şimdi gökyüzü acı bir türküye başlayacak diyorsunuz. başlasın o zaman…

hikaye 4

şimdi gökyüzü dökecek üzerimize kendi yazgısını… okuyacak hikayesini yağmurlar…

ve ben yağmurlardan sonra büyüyen bir başak…

hikaye 5

siyah beyaz duruyor hayat üzerimde, üzerimde bir yeşilçam klasiği, kurtar bizi cüneyt abi, yetiş hafize anne, nerdesin selvi boylum al yazmalım…

hikaye 6

sanki arkadan bir göçmen kuş sürüsü gelecek gibi, belki leylekler geçecek, belki de turnalar, kimbilir… bu kadar dağıtmasaydı bu rüzgar beni, bu kadar gelmeseydi üstüme bu  ruzigar…

hikaye 7

seni yakaladım işte… evet yakadım. yorgun bir devenin dinlenen yüzüsün. boynunu içine çekmişsin. önünde yine zorlu bir yolculuk var. uzun çöl geceleri var, çöl fırtınalarına kendini hazırlıyor gibisin. sanki sen kervanın önündeki devesin. sorumluluğun büyük. vakur bir duruşun var onurlu bir yüzün. biraz daha yaklaşsam sana, gözlerine çekilmiş sürmeni görsem. sağ dizini kırmışsın… incitmedin değil mi, söylesene neler yaşadın.. bana hikayeni anlatsana… çölde eşkıyalar zarar verdi mi sana.. senin de ne çok hikayen vardır. bedevilerin erdemi de var mıdır…

hikaye 8

bir rüzgar gelecek ve dağıtacak içimin bulutlarını, sonra güneş selamlayacak sabahlarımı… sonra yine kasvet…

hikaye 9

nesin sen. hava tahmincileri bile şaşkınlıkla seni izliyor, nesin sen, parçalı bulutlu mu, güneşli ve açık mı, yağmurlu mu yoksa kar mı getireceksin yine… gökyüzü bari sen yapma bunu bana…

hikaye 10

ağlıyorum, benim içime kurulan bir köprü oldun işte. çocukluğuma yürüdüm rengarenk yollarından, altından geçmek için koştum yine fırsat vermedin ve ben yine çocukluğumdaki o hayrete büründüm. ben hayret makamı denilen o atın terkisine çoktan binmişim meğer. ve bir rahvan yürüyüşe çıkmışım senle. ağlıyorum, benim gönlüme açtın ebemkuşağı, sevgilim gökkuşağım. kendimden yana hala umudum var.

********

hikaye devam edecektir kendiliğinden, yazıya dökülmeden…

“şarap şarap olmayı istedi mi ki…”

Posted in Kategorilenmemiş with tags , , , on Mayıs 2, 2008 by ruzigar

divan edebiyatında şarap, bade, kadeh, aşk sarhoşluğunu biliriz elbet. peki modern şiirde bu sözcüklerin yine tasavvufi bir imgeleme dönüşmesi nasıl olur. Zafer Acar SHARAB-NAME şiirinde gösteriyor bize. Yediiklim Dergisi’nin nisan sayısındaki şiiri.. öyle güzel mısralar yakalamış ki.. altını çizdiğim bir kaç mısrasını yazmak istedim.

“lale kadehleri ile taşımalıyım bu aşkı cehennemdeki kardeşlerime.”

****

“cehennemde de tapınmak istiyorum cennette kolay”

***

“dünya kadehi sallandıkça

kıyıda dolaşmayın anlamın içine düşersiniz”

***

dün akşam sevgilisinden ayrılan arkadaşım

dedi: “eminin engelliyor Tanrı büyük aşkları”

***

ve en çok sevdiğim mısra

“hem ne fark eder ayrılık da senin kulundur”

Yüreğine sağlık Zafer Acar. Şiirin tamamını okumak isteyenler Yediiklim’in Nisan 2008 sayısını edinebilirler.