Haziran, 2008 için arşiv

FİLİSTİNLİ YUSUF UEFA MAÇLARINI İZLİYOR

Posted in Kategorilenmemiş with tags , , , , , , , , on Haziran 25, 2008 by ruzigar

bir kafa vuruşu nihat’tan

top kaderin elinden

sahra dikeni tohumu gibi

salına salına

semih’in önüne iniyor

semih sağ ayağıyla topa basarken

rüyalardaki ağır çekimde

dönüp yusuf’a bakıyor

kampın öteki ucundan

kasidelerdeki

o hafif rüzgâr

ümmü gülsüm’le esip geçiyor

dolunayın ışıltısı mı

senin yüzünü hatırlattı bana

yoksa senin yüzünün hatırası mı

her zamankinden daha

ışıltılı gösterdi

dolunayı da

dolunayın altındaki

dünyayı da bana

yüreğimiz ağzımızda

yüreğimiz top gibi uzağımızda

yüreğimiz viyanaların orda

bilmem hangi statta

ve yüreğimizle yanak yanağa

dolunay parlaklığında

semih’in yüzü

semih topu sürüyor

topu sürüyor

topu sürüyor

kaleye kırk adım kala

bir aslanınki gibi

alev alıyor adaleleri

ama yüzü su olup akıyor

su olup akıyor su olup akıyor

ve suyun üstünde

milyonlarca top

milyonlarca top

ağları havalandıran

hepsi yusufun golleri

hepsi yusufun golleri

hepsi yusufun golleri

bugün yusufu

kuyudan çıkardı kervancılar

bu akşam yusufun babası

şükür yine sağ döndü kampa

bu akşam yusufun babası

gülerek girdi

çadırın kapısından içeri

kucağında bir kavun

iki somunla

Cahit Koytak / 22 Haziran 2008

pencereme konan sabah hüznü

Posted in Kategorilenmemiş with tags , , , on Haziran 19, 2008 by ruzigar

sabah kalkmışım, yüzümü yıkamışım, perdeleri hafif aralamışım, yüzümde uykunun izleri, gözlerimde uzaklara takılan bir bakış… uzun uzun dalmışım. sokakta bir sabah serinliği ve sessizliği, şarkıya dalmışım…

kalk geç karşıma..

….

ben sensiz yanan bir ateştim

söndüm zamanla…

…..

dalmışım şarkıya

pencereme konan bir pinhani hüznü.

ŞAŞAKALANLARA GÖZ DEĞMEZ

Posted in Kategorilenmemiş with tags , on Haziran 18, 2008 by ruzigar

A benim bahtı yârim/Padişah tahtı yârim
Yüzünde göz izi var/Sana kim bahtı yârim

Eşyaya, varlığa, kaleme ve söze iz koymak… Neyin izini?

Gözün izini…

Göz, bakmak ve görmek arasında gidip gelir.

İnsan, şaşmak, şaşırmak, şaşakalmak durumlarından hangisini seçmeli? Seçim yapmak için seçmen olmak lazım. Seçmen olmanın da şartları vardır. Birini seçtim diye durmak, ileri gitmemek, yerinde saymakta, seçmenin yapacağı iş değildir.

Önce, kâbusla başlıyor sözüne Dücane Cündioğlu. Etraftaki insanların başıboşluğunu mutluluk ve huzur gibi gösteren bir bakış var, yazara sunulan. Onlar okumuyor, düşünmüyor, sorgulamıyor. Bu durum mutluluğun işareti sanki… Peki, yazar ve rüyasındaki arkadaşı ne yapıyor: düşünüyorlar, sorguluyorlar, hakikatin ve irfanın peşine düşüyorlar. Bilginin izini sürüyorlar. Bilginin izini sürmek onlara mutluluk vermiyor. Tam tersine, huzursuzluk ve hüzün veriyor. Bilmek, farkına varmak acı veriyor.

“bilmek. bu da ürkütüyor. gene de biliyorum:
kapanmaz yağmurun açtığı yaralar çocuklarda”
mısrası dilime takılıyor. Sanki Dücane Cündioğlu bu mısranın peşine takılan bir seyyah olmuşta, gözüne değen izleri bize gösteriyor. Bilmek niye ürkütür insanı, sorumluluk verdiğinden dolayı mı? Yağmur nedir? Bilgi midir? Yara nedir? Bilginin, irfanın açtığı sonsuz duygu… Çocuk kimdir? Bilginin bilincine erişen saf bakış.

Peki, kâbus nasıl bitiyor. Yazar da o mutlu(!) halkın arasına girmek için yerinden kalkmaya yelteniyor ama bir el yazarı omzuna basıp yerine oturtuyor. O el kimin eli? Yazar da göremiyor. Fakat tahmin ettiğimiz, görmesek de hissettiğimiz o el, tefekkürü, ilmi, irfanı, erdemi bize yol gösterici olarak sunan el.

Bilgi bu dünyada bizi huzursuz edecek belki de. Olsun. Şaşakalan insan durumunu yani hayretini bilinçli kabul etmiştir. Huzursuzluk gibi görünse de mutluluk şaşkınlığın ve huzursuzluğun içinde galiba.

“…dalmadıkça düşünür, şaşakalmadıkça sanatçı olunamaz. Siyaset ve ticaretin tam da aksine, düşüncenin sermayesi dalgınlık, sanatın sermayesi ise şaşkınlıktır”. Sayfa/12

faulkner amca ne demiş…

Posted in Kategorilenmemiş with tags , , , on Haziran 13, 2008 by ruzigar

“Öldükten sonra dirilirsem” demişti Faulkner bir kere: “Dünyaya bir tembel çaylak olarak gelmek isterim. Kimse nefret etmez ondan, kimse kıskanmaz; ne bir isteyeni vardır, ne arayıp soranı; hiçbir vakit tedirgin edilmez, tehlikeye düşmez:. Canının istediğini yer, yaşar.”

mahfil/21′den…

Posted in Kategorilenmemiş with tags , on Haziran 12, 2008 by ruzigar

aytmatovum

Posted in Kategorilenmemiş with tags on Haziran 10, 2008 by ruzigar

İlk okuduğum kitabı Elveda Gülsarı’ydı. 1997 yılında ise bütün kitaplarını okumuştum. dişi kurdun rüyaları, beyaz gemi, gün olur asra bedel ve diğerleri…  Kassandra Damgası’nı bitirememiştim. beğenmemiştim galiba… cemile öyküsünü ise hala unutamam… dünyanın en güzel aşk öykülerinden birisiydi benim gözümde… bugün ölüm haberini okuduğumda içim sızladı. bir yıldızım daha kaydı…  bazan aklımdan geçmiyor değil… bütün kitaplarını bir daha mı okusam.. aksam mı bozkıra…Allah rahmet eylesin…

****

anlat nazarım

Posted in Kategorilenmemiş with tags , , on Haziran 9, 2008 by ruzigar

üniversiteli yıllarımda bir tarihi roman furyası başlamıştı… ağırlıklı olarak çeviri romanlar… amin maolaf romanları, ramsesler, alamut kalesi, safiye sultanlar gibi… amin maolaf dışında hiçbirini okumadım. şükür ki amin maolaf havasını erken atlatıp bir daha bulaşmamıştım tarihi romanlara… fakat içlerinden yerli bir isim çok dikkati mi çekmişti… reha çamuroğlu… om yayınları ismail adında bir roman çıkarmıştı… tabii hem tarih eğitimi alıyorum hem de tarihi roman furyası alabildiğine artıyor… ismaile de uzak durmuştum doğal olarak… aradan kaç sene geçti 7-8 sene geçti galiba. ismaili yeni okudum. o dönemlerde iyi ki okumamışım diyorum kendi kendime… daha sağlıklı ve zevkle okudum şimdi… üstüne bir de son yeniçeriyi ekleyince tarihin tadına doyamadım. ismaile safevi gözüyle baktım. son yeniçeriyi de bektaşi ocağına girmiş gibi okudum. eyvallah erenler dedim. tabii roman kurgusu, edebi bir hava, ne kadar objektif gibi kısımların tartışmasına girmiyorum. reha çamuroğlu okunmalı…

Kapı/Zafer Ekin KARABAY

Posted in Kategorilenmemiş with tags , , , on Haziran 7, 2008 by ruzigar

rezenin sessizliği bozması anımsattı
telvenin fincana çizdiği aşkı

kim gitse kapı aynı sesi çıkarmazdı
dedi, kalbimdeki bekar evi temizliği:

hem çıkarsa da kim duyacaktı
bir gıcırtının “bekle beni” demesini

Zafer Ekin KARABAY
……..

www.izdiham.com

ruzigar güzellemesi

Posted in Kategorilenmemiş with tags , , , , , , on Haziran 2, 2008 by ruzigar

dün mecid mecidinin “Cennetin Rengi” filmini izledim. Aslında filmin orjinal adı “Allah’ın Boyası(rengi)”… Mecid Mecidi’nin izlediğim dördüncü filmi… cennetin rengi müthiş bir metafizik yoğunluğu içeriyor…. karanlık bir görüntüyle filme giriş var… filmin sonun da ise çocuk babasının kucağında cansız duruyor ve çocuğun önce eline sonra parmağına doğru uzanan sonsuz bir ışığın belirmesi… bu görüntüyü ancak gerçek bir ruh sahibi verebilir… gözü görmeyen muhammedin ninesine düşkünlüğü, ninenin yüzündeki o kadim erdem duruşu, sonra muhammedin suyu, çiçeği, toprağı, başağı parmaklarıyla okuması, kuş seslerini alfabeye dökmesi ve rüzgarı yakalamak istemesi…

Muhammed, Allah’ı arıyordu. Peki marangoza ağlayarak içini dökmesi sırasında, yüreğimin ve gözlerimin titretmesine ne demeli:  ‘Öğretmenimiz, Allah’ın, göremedikleri için körleri daha çok sevdiğini söylüyor, ama ben de ona eğer öyle olsaydı o’nu göremeyelim diye bizi kör yapmazdı dedim. O da bana “Allah görünmezdir. O her yerdedir. Onu hissedebilirsin. Onu parmak uçlarıyla görebilirsin” dedi. Şimdi ellerim O’na dokunacağı güne kadar her yerde Allah’a uzanacağım ve ona her şeyi anlatacağım, kalbimdeki tüm sırları bile.’

marangoz’da öğretmeniniz doğru söylüyor demesi… mecid mecidi yine doğunun bereketine o kadar çok önem vermiş ki, su sesi, yağmur, kuş cıvıltısı eksiksiz var. iyi ki olmuş.. görselliğe ise bir yorum yazmıyorum. insan akıp gidiyor…

filmden etkilendiğim yerleri aklıma geldikçe yazacağım. 1999 yıllarda gösterime giren bir filmi 2008′lerde izlemek nasıl bir duygu bilmiyorum… herşeye geç kalıyorum… geç kalmak mı kaderim…

********

bugün istanbuldan sipariş ettiğim kitaplarım geldi:

yerçekim bilgisi: Hakan Şarkdemir

göz izi: Dücane Cündioğlu

daireye dair: Dücane Cündioğlu

bu ömür iki parantez arasında aramakla geçeceğe benziyor… dairenin dışına çıkmak gerekli…