bir kafa vuruşu nihat’tan
top kaderin elinden
sahra dikeni tohumu gibi
salına salına
semih’in önüne iniyor
semih sağ ayağıyla topa basarken
rüyalardaki ağır çekimde
dönüp yusuf’a bakıyor
kampın öteki ucundan
kasidelerdeki
o hafif rüzgâr
ümmü gülsüm’le esip geçiyor
dolunayın ışıltısı mı
senin yüzünü hatırlattı bana
yoksa senin yüzünün hatırası mı
her zamankinden daha
ışıltılı gösterdi
dolunayı da
dolunayın altındaki
dünyayı da bana
yüreğimiz ağzımızda
yüreğimiz top gibi uzağımızda
yüreğimiz viyanaların orda
bilmem hangi statta
ve yüreğimizle yanak yanağa
dolunay parlaklığında
semih’in yüzü
semih topu sürüyor
topu sürüyor
topu sürüyor
kaleye kırk adım kala
bir aslanınki gibi
alev alıyor adaleleri
ama yüzü su olup akıyor
su olup akıyor su olup akıyor
ve suyun üstünde
milyonlarca top
milyonlarca top
ağları havalandıran
hepsi yusufun golleri
hepsi yusufun golleri
hepsi yusufun golleri
bugün yusufu
kuyudan çıkardı kervancılar
bu akşam yusufun babası
şükür yine sağ döndü kampa
bu akşam yusufun babası
gülerek girdi
çadırın kapısından içeri
kucağında bir kavun
iki somunla
Cahit Koytak / 22 Haziran 2008



dün mecid mecidinin “Cennetin Rengi” filmini izledim. Aslında filmin orjinal adı “Allah’ın Boyası(rengi)”… Mecid Mecidi’nin izlediğim dördüncü filmi… cennetin rengi müthiş bir metafizik yoğunluğu içeriyor…. karanlık bir görüntüyle filme giriş var… filmin sonun da ise çocuk babasının kucağında cansız duruyor ve çocuğun önce eline sonra parmağına doğru uzanan sonsuz bir ışığın belirmesi… bu görüntüyü ancak gerçek bir ruh sahibi verebilir… gözü görmeyen muhammedin ninesine düşkünlüğü, ninenin yüzündeki o kadim erdem duruşu, sonra muhammedin suyu, çiçeği, toprağı, başağı parmaklarıyla okuması, kuş seslerini alfabeye dökmesi ve rüzgarı yakalamak istemesi…