sabah ezanı okundu okunacak… odamdaki sessizlik duyuluyor sadece… pencerem açık… namaza giden yaşlı bir amca var… hiç görmedim kendisini… ama hergün gidiyor camiye. aksatmadan… sadece bastonun sesisini işitiyorum… bazan mırıldanmalar da duyuyorum… birşeyler okuyor herhalde… kaç yaşında acaba… belki 65 belki 73… merak etmedim de değil… ama bakmayacağım pencereden… sadece bastonunun sesi… belki değildir… belki gece vardiyasından dönen birisidir kimbilir… kendisini güvende hissetmek için yanında değnek taşıyor olabilir… köpek var, sarhoş var… kimbilebilir…
****
kışın fotokopi için bir kitapçıya girmiştim… fotokopiler çekilirken raflardaki kitapları karıştırmaya başladım… kitapların arasından metis yayınlarından çıkmış bir kitap gördüm… elime aldım karıştırdım… tekrar raflara baktım… bu kitaba benzer başka bir kitap göremedim… diğer kitapların içinde öyle alakasız duruyordu ki… tekrar inceledim… ismi dikkatimi çekti… ÇÜRÜMENİN KİTABI… çekici bir ismi vardı… biraz karıştırıp bir kaç satır okudum… okudukça içine çekti beni… çünkü öyle büyük laflar ediyordu ki yazar… bir an kafka, dostoyevski, sartre, camus gibi isimler geçti belleğimden… yazarın ismine baktım… yok daha önce hiç duymamıştım… emil michel cioran … ilk kez duyuyordum… kitabı hemen almadım… aradan ne kadar geçti bilmiyorum ama kitap bıraktığım yerdeydi… ve çürümenin kitabını raflardan kurtardım… yazarı tanıdım… ve bir dostum daha oldu dedim… geçen bir arkadaşla yaptığım sohbette arkadaş bana cioran okumalısın dedi… ve diğer kitaplarını almak için can atıyorum şimdi…..
“biz hepimiz, huzurun anahtarını yitirmiş, artık büyük acının sırlarından başka bir şeye varamayan öfkelileriz”
modern olmak çaresizlik içinde şunun bunun ucundan tutmaktır.” gibi birçok aforizmasını ekşi sözlükte bulmak mümkündür…
*****
eğer günlerden birgün nasip olur da bir kitabevi açarsam veya bir sahaf, adını GÖĞE BAKMA DURAĞI koyacağım…
*****
yeni türkünün bir ezgisi var… telli telli şu telli turna diye başlayan bir ezgi… murathan mungana aitti sözleri galiba… neyse ezgide geçen “biz büyüdük ve kirlendi dünya” diye bir mısra var… düşündüm de büyüdükçe mi kirletiyoruz dünyayı… yoksa dünya kirli de çocuk gözümüzle fark edemedik mi… yoksa o temiz dünyanın kirli olduğunu büyüyünce mi anlıyoruz…
*****
kelebek ve dalgıç isminde bir film izledim… duygu sömürüsüne yer vermeden işlenmiş bir film. dünyayı sadece sol gözüyle hissedebilmek, sol gözüyle konuşmak ve sol gözle kitap yazabilmek… bedeni dalgıç giysisine hapsetmek ve hayallerle, anılarla ayakta kalabilmek… hayalde kelebekleşip özgürleşmek… “kendime acımaktan vazgeçtim. farkettim ki gözümden başka iki şey daha var sahip olduğum. hayal gücüm ve hafızam” (filmden)
*****
osman özbahçe’nin şiirlerini okuyorum.. şule yayınlarından çıkan kitabı: DÜŞMANLIK
konuşan şiirler, okurken yormayan… ama şiir bittikten sonra düşün düşünebildiğin kadar ve kafa yor… şiir yormalı okuyucuyu, düşündürmeli, hazırcı yapmamalı… tadı öyle daha güzel çıkıyor…
“…
ben büyük şeyler yapmak istiyorum
“hayatta durmak!”
bunu bütün gücümle bağırmak
gücümü gücüme vurmak
her vuruşta gücüme
bin boğa deviren bir güç vurmak
…..” (şimşek şiirinden)
ben büyük şeyler yapmak istiyorum… mısrasından sonra insanın aklına gelir… büyük şeylerden söyleyin mesela…
şair için hayatta durmak… hem büyük şey.. hem güç şey…