Ekim, 2008 için arşiv
yumurta/semih kaplanoğlu
Posted in Kategorilenmemiş etiketler ile Herkes Kendi Evinde, Meleğin Düşüşü, süt, Semih Kaplanoğlu, sinema, yumurta on Ekim 28, 2008 by ruzigaryaşadın sen…
Posted in Kategorilenmemiş etiketler ile ahmet kaya, anı, müzik, yaşamadın sen, şarkı on Ekim 25, 2008 by ruzigar
lise son mu bilmiyorum… belki de mezun oldum üniversiteye hazırlanıyorum… hatrıma gelmedi… bu şarkıyı dinliyorum… dilimde dolanıp duruyor günlerce… mevsimlerden yaz… saat dokuzu geçmiş… mahallemizin aşağısında bulunan caddede bir yalnızlık yürüyüşüne çıkmıştım… dilimde yaşamadın sen… kendi kendime mırıldanıyorum… artık volumü yükseltmişim aşka gelmişim galiba… bir evin önünden geçerken birden o dediğim bir evin dış kapısı açıldı… bahçeli bir kapı… bir kaç genç kız çıktı… karanlıkta şöyle bir bana baktılar… yüzümü inşallah seçemememişlerdir diye düşünüyorum… gülerek içeriye girdiler… şarkı kursağımda kaldı… utandım, kızardım… yalnızlık yürüyüşümü mahvettiler… sonra güldüm, tebessüm ettim… eve gittim…
niye böyle ki…
Posted in Kategorilenmemiş on Ekim 25, 2008 by ruzigarhımm,
evet özür dilerim…
ihmal ediyorum seni…
hep aklımdasın…
biliyorum bir yazı, bir şiir daha ekle diyorsun… beslensin ruhum…
peki biraz dinlenmeme izin ver… laf olsun diye olmuyor ki…
ilham işi galiba…
iyi mi dedin…
serzeniş yok di mi…
tamam…
hergün burdayım ama…
selam veriyorum sana…
yine burda olacağım…
bu postu silebilirim daha sonra… alınmaca küsmece ve kesmece yok…
NOT: ruzigarın ruzigar bloğuyla hasbihalidir… mecaz ve gizem aramayınız lütfen…
garip bir duygu kaç haftadır çok ama çok yalnız hissediyorum kendi mi…
niye böyle ki…
takvim yaprağından bloglara
Posted in ruzigargüzellemesi etiketler ile çocuk isimleri, fırtına günleri, goethe, köfte böreği, masumiyet müzesi, müzik, nargile, necip fazıl, orhan pamuk, yemek tarifi, zafer takvimi, şarkı, şiir on Ekim 17, 2008 by ruzigar
dedem yatsı namazını kıldıktan sonra, duvarda asılı duran takvime doğru ilerliyor… ve bir dal yırtıp şöyle bir bakıp masaya bırakıyor… masadan takvim yaprağını alıp bende bir göz atıyorum… son namaz sonrası takvimden yaprak değiştirmesini düşünüyorum… meğer gün beş vakitmiş diyorum… belki istemsiz bir olaydı… vakitler 24 saate değil beş vakte kurulu… ve cebime atıyorum takvim yaprağını…( hayır hayır lütfen yanlış anlaşılmasın benim masumiyet müzem falan yok… benim orhan pamukla valla bir alakam yok)
takvim yaprağını okuyorum…
şevval ayındayız… hicri 1429… o gün yaprak dökümü fırtınası yaşanıyormuş dünyanın bir yerlerinde… takvimlerdeki bu fırtınalar çok hoşuma gitmiştir.. (Turna Geçimi Fırtınası, Koç Katımı Fırtınası, Meryem Ana Fırtınası vb…)
Takvim yaprağının arka yüzü daldan dala atlıyor… mizanlar başlıklı bölümde sanatın önemine değinilmiş, Onlar başlıklı Necip Fazıl’ın şiiri var:
Onlar ki dudakları ölümsüzlük tasında;
İnsanları, mavera yurdu haritasında…
dedem şiir yazdığımı, şiir okuduğumu, şiire sevdalandığımı biliyor mu acaba… ben söylemedim… zannımca kimse de söylememiştir… iyi…
bayanlar için günün yemeği: Köfte Böreği’miş…(geniş tarifi için mail atabilirsiniz bana:D)
Goethe’ye ait bir söz…
vee, çocuğunuza isim… burası benim gibi bekarları pek ilgilendirmiyor… bebek bekleyen bayanlar, hala isim bulamadıysanız günün isimleri: Erkek: Cevdet Kız: Ceren..
takvim yaprağını kitaplarımdan birinin arasına koyuyorum… o yaprak, o kitap arasında kitap kokusuyla kendi ömrünü yaşamaya devam edecek… günler gelip geçecek, kasım kapımıza dayanacak… sonbahar içimize sinecek, yapraklar dökülecek, ruzigara bir lirik bakış düşecek…
çay ocağına geçip nargilenin közüyle demlenecek… kulağında bu şarkı fısıldayıp duracak… gözleri dalgın…
canısı/ömrümün yarısı
Posted in Kategorilenmemiş on Ekim 17, 2008 by ruzigar
ben bu yolda büyüdüm, bu yolda hayal kurdum, bu yolda üşüdüm ve ağladım… koştum ve güldüm….
çocukluğumun mahallesi…. ömrümün yarısı…
dedemlere ne zaman gitsem içimde biriken hüzün ve çocukluğumun anısı…
ömrümde en çok çocukluğumu sevdim… herşey saf, temiz ve içten… biliyorum son günlerde çocukluğuma dair notlarımı çoğaltıyorum… iyi geliyor bana… şimdiki zamanı unutturması ne güzel, di’li geçmiş zaman, miş’li geçmiş zaman… meğer ne çabuk geçmiş zaman…
babaanemin süpürgesi, köstavası ve kovalarda kömürle odun dolu… sobalar kuruldu… gündüzün güneşi aldatıcı… akşam oldu mu hemen bir soğuk ilşiyor sokağımıza, bahçemize ve evimize… kaloriferlerin yanması için devletten emir bekleyenlere inat, sobalar kuruluyor…
elektrikli süpürgeler babaanneme unutturmadı el süpürgesini, gırgırları da beğenmiyor… iyi yapıyor… kahrolsun modernizm der gibi direniyor süpürgeler…
şimdi aklıma geldi…
Posted in Kategorilenmemiş on Ekim 13, 2008 by ruzigarOğul demiş ki “baba deve bir lira”, “alamayız oğul” demiş baba; gün gelmiş oğul demiş ki “baba deve bin lira”, “aman kaçırmayalım hemen alalım oğul” demiş baba
Babamın bir numaralı lafıydı… bu deyişi, lafı her neyse hiç sevmedim babam sık sık tekrar ettiği için.haklı veya haksız… Keşke bu cümle çocukluğuma denk gelmeseydi…
***
okuyan da der ki adamın derdine bak…
napim, geçmişe dair ne varsa çıkarıyorum
en küçük ayrıntı bile önemli benim için…
niye
işte…
ganimet avcısı
Posted in Kategorilenmemiş etiketler ile Deep Purple - Soldier Of Fortune on Ekim 12, 2008 by ruzigar
yani diyor ki;
GANİMET AVCISI
“sana sık sık hikayeler anlattım
bir serserinin hayatını nasıl yaşadığıma dair
elini tutup sana şarkılar söyleyeceğim günü bekleyerek
sonra belki bana
‘gel yanıma uzan ve beni sev’ diyecektin
ve ben tabii ki (yanında) kalacaktım
ama giderek yaşlandığımı hissediyorum
ve söylediğim şarkılar
uzaklarda yankılanıyor
tıpkı dönüp duran
bir yeldeğirmeninin sesi gibi
sanırım ben hep
bir ganimet avcısı olacağım
çok zamanlar bir yolcu oldum
yeni bir şeyler aradım
eskinin günlerinde
soğuk gecelerde
sensiz dolandım durdum
ama o günlerde
gözlerimin seni yanımda dururken gördüğünü düşündüm
körlük kafa karıştırsa da
senin orada olmadığını gösteriyor
evet duyabiliyorum
dönüp duran bir yeldeğirmeninin sesini
sanırım ben hep
bir ganimet avcısı olacağım
Deep Purple – Soldier Of Fortune
biriciğim
Posted in Kategorilenmemiş on Ekim 11, 2008 by ruzigarokuma duygusu, biriciğim…
şu anda, şu yaşadığım çevrede, şu iş hayatımın çekilmezliği(dershanecilik)nde okumak okumak okumak…
biriciğim benim… keşke daha geniş zamanlarım olsada sizden hiç ayrılmasam(kitaplarım)…
annemin kızdığı kadarım babamın sinirlendiği kadar…kardeşlerimin anlam veremediği kadar…arkadaşlarımın dalga geçtiği ve anlayamadığı kadarım… işte buyum…
****
bunlar için mi bekletiyorsun kendini
bilmiyorum
bilmiyorum
bilmiyorum
gezinti
Posted in Kategorilenmemiş etiketler ile röportaj, sadık battal on Ekim 3, 2008 by ruzigarben röportaj okumayı çok severim… sevmek ne kelime büyük keyifle, dikkat kesilerek ve heyecanla okurum… tabii röportaj yapan kişinin sorulardaki ustalığı, üslubu da önemli… bu söylediğim röportaj için bir ilke midir… yooo… öyle bir ilkede edinmedim ama istemeden de olsa dikkat kesilirim… okuduğum röportajlarda röportaj yapılan kişi de önemlidir tabii…
bundan sonra gerek sevdiğim yazılar olsun gerekse röportajlar sizlerle paylaşacağım… tabii sizde benden esdirgemeyin (ne güzel kelime oldu:esdirgemek–hehehe türk dil kurumu esdirgemek bana aittir lütfen kapmayalım..aloo…)
buraya okuduğum bir yazıyı ve üç röporajı alıyorum… sabırla tadını çıkararak okumanızı tavsiye ediyorum… tabii şunu da biliyorum ki, şunun şurasında okuyan kaç kişiyiz di mi…
şunu da itiraf ediyorum ki, kimse kolay kolay internette uzun yazılar okumuyor… bazı insanlardan duymuştum… sevdiğim bir yazı olursa çıktısını alıyorum diye… bende okuyamıyorum nette… ama alışmaya çalışıyorum okumaya… tamam biliyorum kalem bambaşka defter bambaşka kitap, dergi bambaşka bişi de… internette bizim gerçeğimiz… kopamıyoruz… alıştık… okuyalım okuyalım okuyalım…
***
I. link:/cihan aktaş/KİBRİTÇİ KADIN
II.link:SADIK BATTAL’LA SİNEMA ÜZERİNE
III.link: SİBEL ERASLAN’LA SİRET-İ MERYEM ÜZERİNE
IV.link:İBRAHİM TENEKECİ İLE ŞİİR KİTABI AĞIR MİSAFİR ÜZERİNE
afiyet olsun





