söz: asaf halet çelebi
söyleyen: aykut kuşkaya
dinleyen: ruzigar ve ziyaretçileri
etkilenme seviyesi: 100 (insanı alır geçmişe götürür)
söz: asaf halet çelebi
söyleyen: aykut kuşkaya
dinleyen: ruzigar ve ziyaretçileri
etkilenme seviyesi: 100 (insanı alır geçmişe götürür)
Artık herşey kalbime vuruyor. Yol içinde yollar gidiyorum. Ayrıntılara takılıyorum. Evin önüne geldiğimde araba duruyor. Monitör durmuyor. O durmadan çıkamıyorum ben girdaptan. Yol bir metafora dönüşüyor. Arabayı tenhaya çekip babası ölmüş küçük bir kız gibi ağlıyorum hayali kahramanlarıma. Sonunda bir söz yankılanıyor içimde. “Amor fati. Kaderi sev.”
nisa üç yaşında… iftarı birlikte bekliyoruz… ama o habire atıştırıyor…
- bugün seni sahura kaldırayım mı?
- kaldır..
- ama yarın oruç tutacaksın..
-yok oruç tutmayacağım, ben balık tutacağım…
- tamam sen balık tut…
******
öğrenci aklı işte… duvara yazı yazmışlar… bende kayıt altına aldım…
ben duvalara değil de sıraya yazardım… evet yanlış bir davranış ama yazmıştım ne yapayım itiraf ediyorum.
“şimdi gözlerime ağlamayı öğrettim ki bu yaşlar
utangaç boynunun kolyesi olsun
bu da benim sana
ayırılırken hediyem olsun..”
bu mısraları yazdığımı hatırlıyorum… ne çok severdim bu şarkıyı, hayata platonik bakarken…
*****
ASANSÖR-
- kaçıncı kata çıkacaksın dedi asansöre birlikte bindiğim orta yaşlı adam.
- nefs-i tezkiyeye çıkmak istiyorum amca dedim…
-efendim, anlamadım…
- 5.kat amca, şimdilik beşinci kat…
-İFTAR NİYETİNE-
bugün iftarımı açarken, elimde su
niyet ettim Allah rızası için abdest almaya dedim,
sonra ben ne dedim diye düşündüm, güldüm.
değiştirdim…
-GİZ-
öğleden sonra geçtim boş bir sınıfa aldım kitaplarımı önüme karıştıyorum… şiir kitaplarının içinden ilhan berk’i çıkardım. kitabı karıştırken arasından bir şiir çıktı… çok şaşırdım. bu şiirin ne işi vardı burda… 12-13 yıllık bir şiir… o dönemlerde radyodan bir arkadaş vermişti… dergilerden birine göndermem için… göndermiştim… ama yayımlanan var mıydı bilmiyorum… şiiri buraya almak istiyorum… geçmişi hatırlamak ne güzel… ayrıntıları yakalamak… ben niye bunu daha önce yapmadım diye hayıflanıyorum…
-GİZ-
güz hep bir tarafında ayrılık saklar
diğer tarafında karanlık
kuş misali kanat çırpan yapraklar
ezilirken ayaklar altında
her damarında kırılır umutlar.
geçmişe küsen her adım
gazellerin arasında
şimal rüzgarına doğru yol aldı
çocuğun yüzündeki saflığı
gözündeki parıltıyı aradı.
hayat bu mudur
aramak, aramak
güzde baharı kışta yazı
geçmişe, geleceğe ait ne varsa.
aramak
hatıraları bir ihtiyarda bulmak
dünyayı bebeklerde…
yalnız bulamadığım bir şey var kimsede
şu anı yaşamak…
***
ali ekber çiçek dinliyorum… durup dururken efkarlandım… sizde dinleyin… efkarlanın… efkarıma ortak olun efkarımız zenginleşsin…
-
Teşekkür
Evet hep açık gidip gelen ağzın içindi;
Gökyüzünün o huysuz maviliği içindi;
Elma kokan bir Türkçeyle konuştuğun içindi;
Ölümün sefil, kötü belleği içindi;
Her gün Pazar kurulan o sokaklar içindi,
Saçında uykusu kaçmış çiçekler ıslattığın içindi;
Çocuklar okuldan dönüyormuş gibi sesin içindi;
İşte bütün ama bütün bunlar
için sana teşekkür ederim.
İlhan BERK
*****
hoşçakal ilhan berk,
şiirler, böcekler, kuşlar ve çiçekler
yokluğunu hissedecekler…
“yazdıkça rahatladığımı sanıp hayatımın en tatlı yanılgısını yaşamak
…”
geçenlerde çay ocağında arkadaşla oturuyorum. mahalle kültüründen söz açıldı. apartmanda büyümekle mahallede büyümek arasındaki farkları, olumlu olumsuz durumları konuştuk.
oturduğumuz mahallelerin özelliklerinden bahsettik… ortak çocukluk oyunlarımızı çıkardık. etrafımızdaki insanlar politikadan konuşuyorlardı. zerre kadar umrumuzda değildi. sonra şey oldu. bir mahallede ortak bir yanımız çıktı. berber cafer… cafer dayım benim anne tarafımdan akrabamdı. annemin amcasının oğlu. annemin amcasını da hatırlıyorum. raif dedem. bize gelirdi… bembeyaz sakalları vardı. dedemin radyosunu kulağına kadar götürür ajansı dinlerdi. demirele kızar dururdu. bize getirdiği şekerlerin tadı damağımdadır hala… beni ve kardeşlerimi mıncıklayarak severdi… Allah rahmet eylesin…
cafer dayım berberdi. saçlarımız ilk onun makasıyla tanıştı. küçük bir dükkanı vardı. şirindi. sobası yaz kış dururdu. kaldırmazdı. küçük demlikler gözümün önünde hala… sonra dükkan çerçevelenmiş resimler, fotoğraflarla doluydu. en çokta oğlunun fotoğrafları… cafer dayımın oğlu güreşçiydi… dünya şampiyonluğu bile olmuş… güreşi severdi cafer dayım. pehlivan gibi yiğitti.. şimdi yaşlandı tabii… çöktü… berberliği bıraktı. bir dönem dükkanını işletirken işleri iyi gitmiyordu. kuaförlere yenildi o şirin dükkan… çocuklar yeni sitillere ayak uydurunca, cafer dayım belki de küstü berberliğe… hep camii cemaati geliyordu dükkanına… yaşlı amcalar ve sitil bilmeyen çocuklar…
arkadaşımda cafer dayımın dükkanına çok gitmiş. akrabam olduğunu söyleyince sevindi… ortak yanımız bu hatıra oldu geçmişten. dükkandaki çerçeveli bir resmi hatırladı arkadaşım. o söyleyince bir anda benimde gözümün önüne geldi ve bir süre o tabloyu hatırlamanın sevinciyle tebessüm ettik, güldük… resimde uzun bir yol vardı ve altında: ÖMÜR BİTER YOL BİTMEZ yazıyordu… ben bu hatıranın güzelliğine daldım bir süre, çayımı yudumladım. etrafımızdakiler hala politikadan konuşuyordu ve kulağım kirleniyordu… büyünün bozulmaması için uzaklaştım ordan…
dedemin radyosu vardı. harbiden karakutuydu. çok severdim o radyoyu. haberleri dinlerdik. ortaokullu yıllarımda saddam kuveyte saldırmıştı galiba. sonra arada bir israile füze gönderirdi. dinlerdik dedemin radyosundan. radyoya hayretle bakardım. kim konuşuyor derdim böyle… bir ara babaannemin örgü şişiyle hoparlör kısmını delip içine bakmaya yeltendim iyi mi…
terete li günlerdi. sevdiğim şarkıları hatırlamaya çalışıyorum şimdi… fatih kısaparmak “karam, kaşı karam gözü karam sıla kokar…” diye söyler bende mırıldanırdım. ilhan iremi çok severdim.hangi şarkısıydı belki sazlıklardan havalanan şarkısı olabilir.”konuşamıyorum konuşamıyorum” kısmını çok severdim. birde kim vardı edip akbayram. “hava nasıl oralarda üşüyor musun… kar yağıyor saçlarına…” yeni türküyü de hatırladım şimdi. “telli telli şu telli turna sanma ki yaralı uçmaz bir daha… sakın çıkma patika yollaraaaa…” çocukluğumun ilk şarkıları. bu şarkılar kış günlerini hatırlatıyor daha çok. eve kapandığımız günler demek ki… yoksa yaz aylarında radyo ile ne işimiz olabilirdi ki… bizim dünyamız sokaklardı. o zamanlar asayiş berkemaldi, mahallemiz bizim sığınağımızdı…