ibrahim

Posted in Kategorilenmemiş with tags , , , , on Eylül 9, 2008 by ruzigar

söz: asaf halet çelebi

söyleyen: aykut kuşkaya

dinleyen: ruzigar ve ziyaretçileri

etkilenme seviyesi: 100 (insanı alır geçmişe götürür)

 

derin siyah

Posted in Kategorilenmemiş with tags , on Eylül 9, 2008 by ruzigar

Artık herşey kalbime vuruyor. Yol içinde yollar gidiyorum. Ayrıntılara takılıyorum. Evin önüne geldiğimde araba duruyor. Monitör durmuyor. O durmadan çıkamıyorum ben girdaptan. Yol bir metafora dönüşüyor. Arabayı tenhaya çekip babası ölmüş küçük bir kız gibi ağlıyorum hayali kahramanlarıma. Sonunda bir söz yankılanıyor içimde. “Amor fati. Kaderi sev.”

ramazan güzellemesi/2

Posted in Kategorilenmemiş on Eylül 8, 2008 by ruzigar

nisa üç yaşında… iftarı birlikte bekliyoruz… ama o habire atıştırıyor…

- bugün seni sahura kaldırayım mı?

- kaldır..

- ama yarın oruç tutacaksın..

-yok oruç tutmayacağım, ben balık tutacağım…

- tamam sen balık tut…

******

öğrenci aklı işte… duvara yazı yazmışlar… bende kayıt altına aldım…

ben duvalara değil de sıraya yazardım… evet yanlış bir davranış ama yazmıştım ne yapayım itiraf ediyorum.

“şimdi gözlerime ağlamayı öğrettim ki bu yaşlar

utangaç boynunun kolyesi olsun

bu da benim sana

ayırılırken hediyem olsun..”

bu mısraları yazdığımı hatırlıyorum… ne çok severdim bu şarkıyı, hayata platonik bakarken…

*****

hayırlı olsun

Posted in Kategorilenmemiş with tags , , , , , , , , , , , , , , on Eylül 7, 2008 by ruzigar

Türk hikâye sanatının öncü isimlerinden Mustafa Kutlu, 2000 yılından bu yana, her eylül ayında bir kitap yayımlıyor. Bu kitaplar sırasıyla; Uzun Hikâye (2000), Beyhude Ömrüm (2001), Mavi Kuş (2002), Tufandan Önce (2003), Rüzgârlı Pazar (2004), Chef (2005), Menekşeli Mektup (2006) ve Kapıları Açmak (2007).

2008’in kitabı ise Huzursuz Bacak oldu.

Huzursuz Bacak, yazarın daha önce yayımlamış olduğu Sır (1. Basım 1990) adlı kitabındaki “Satılık Huzur” hikâyesinin ilk bir buçuk sayfası ile başlıyor. Yani bu hikâyedeki kahramana benzer birinin yıllar sonra memleketine dönmesiyle…

***

daha geniş bilgi için: tıkla

****

Ağır Misafir
Yakındı Üsküp ona, çok uzaktı Bomonti
Bir sürü örnek, bunun gibi.
Acıkmak tok tutar kimi insanı,
Bilirdi, kimde, imza yetkisi.

Öpmezdi, koklardı, dedem beni
İçine çekerdi, temiz hava gibi.
Ziyan olmayan emek, derdi bizlere
Emek neydi?

Bilirdi, ne geçer, bir elmanın aklından
Alınmak isterdi, düşmeden yere.
Aklı yoktu elmanın, bize kalırsa
Okulda öğretmişlerdi…

Yeterdi, artardı, normal süre
Namazdandı, dizindeki yamalar.
İkindi miydi, neydi, şimdi unuttum
Durmadan ağlıyordu kadınlar…

Koymazdı ölümü adam yerine…

***

Meryem hırkasız.
Meryem taraksız.
Ne sırtını sıvazlayan oldu, ne saçını ören, hem yetim hem öksüz…
Ah üzülme yine de. Rızkı Allah’tan gelir her yetim gibi Meryem’in
de. Allah varsa ne gam!
Sibel Eraslan, farklı dini kaynaklardaki bilgileri bir araya getirerek, bir biyografi kitabından ziyade edebi bir metin içinde Meryem’i aradı, anladı ve yazdı.

ramazan güzellemesi

Posted in ruzigargüzellemesi with tags , , , on Eylül 2, 2008 by ruzigar

ASANSÖR-

- kaçıncı kata çıkacaksın dedi asansöre birlikte bindiğim orta yaşlı adam.

- nefs-i tezkiyeye çıkmak istiyorum amca dedim…

-efendim, anlamadım…

- 5.kat amca, şimdilik beşinci kat…

-İFTAR NİYETİNE-

bugün iftarımı açarken, elimde su

niyet ettim Allah rızası için abdest almaya dedim,

sonra ben ne dedim diye düşündüm, güldüm.

değiştirdim…

-GİZ-

öğleden sonra geçtim boş bir sınıfa aldım kitaplarımı önüme karıştıyorum… şiir kitaplarının içinden ilhan berk’i çıkardım. kitabı karıştırken arasından bir şiir çıktı… çok şaşırdım. bu şiirin ne işi vardı burda… 12-13 yıllık bir şiir… o dönemlerde radyodan bir arkadaş vermişti… dergilerden birine göndermem için… göndermiştim… ama yayımlanan var mıydı bilmiyorum… şiiri buraya almak istiyorum… geçmişi hatırlamak ne güzel… ayrıntıları yakalamak… ben niye bunu daha önce yapmadım diye hayıflanıyorum…

-GİZ-

güz hep bir tarafında ayrılık saklar

diğer tarafında karanlık

kuş misali kanat çırpan yapraklar

ezilirken ayaklar altında

her damarında kırılır umutlar.

 

geçmişe küsen her adım

gazellerin arasında

şimal rüzgarına doğru yol aldı

çocuğun yüzündeki saflığı

gözündeki parıltıyı aradı.

 

hayat bu mudur

aramak, aramak

güzde baharı kışta yazı

geçmişe, geleceğe ait ne varsa.

aramak

hatıraları bir ihtiyarda bulmak

dünyayı bebeklerde…

yalnız bulamadığım bir şey var kimsede

şu anı yaşamak…

***

ali ekber çiçek dinliyorum… durup dururken efkarlandım… sizde dinleyin… efkarlanın… efkarıma ortak olun efkarımız zenginleşsin…

-

 

 

sezai karakoç’a göre;

Posted in Kategorilenmemiş with tags , , , , , , , , on Ağustos 31, 2008 by ruzigar

 “Kim ne derse desin, bu yeni akımın önderi, En soyutçusu, en dilcisi, en ülkücüsü, en toplumcusu, en gerçekçisi, en düşçüsü, en yabancısı, en yerlisi; kısaca bu şiirde, “en” kelimesini kullanmak gereken her durumda, İlhan Berk geliyor aklıma.”

Sezai Karakoç, İlhan Berk’in şiirinin savaş sonrası (II. Dünya Savaşı) şiiri olduğunu vurguluyor…

“Dünyaya tekrar alışmaya çalışan, ölümden nasılsa kurtulmuş (yani yaşamaya taparcasına bağlı, hayatı tanrılaştırmış) insanın, acılarını yavaş yavaş unutmaya çalışan, yaralarını sarmaya çalışan insanlığın şiiriydi bu.”

 

İlhan Berk bir dünya görüşünün borazancılığını yapmamış, belki onu çok uzaktan hatırlatan, bir karınca platformunda insana ve tabiatla ilişkilerine bakmıştır. İlhan Berk’in şiirinde, dilin en anlaşılmadık yanlarının tadiyle çizilen, değiştirilip değiştirip çizilen, prova edilen, çeşitli planları denenen bir hayat, bir <hakikat> konu.

 

İlhan Berk, yaşamayı, salt yaşamayı anlattığı için, daha çok (hareket)e ve (fiil)e önem verir.

 

 

Yazının Tamamı için:

 

Sezai Karakoç/Edebiyat Yazıları/Galile Denizi/Sayfa 30–35

şiirin uç beyi de göç eyledi…

Posted in Kategorilenmemiş with tags , , on Ağustos 30, 2008 by ruzigar

Teşekkür

Evet hep açık gidip gelen ağzın içindi;

Gökyüzünün o huysuz maviliği içindi;

Elma kokan bir Türkçeyle konuştuğun içindi;

Ölümün sefil, kötü belleği içindi;

Her gün Pazar kurulan o sokaklar içindi,

Saçında uykusu kaçmış çiçekler ıslattığın içindi;

Çocuklar okuldan dönüyormuş gibi sesin içindi;

İşte bütün ama bütün bunlar                             

 için sana teşekkür ederim.

İlhan BERK

*****

hoşçakal ilhan berk,

şiirler, böcekler, kuşlar ve çiçekler

yokluğunu hissedecekler…

yaza yaza kanamak…

Posted in Kategorilenmemiş on Ağustos 28, 2008 by ruzigar

“yazdıkça rahatladığımı sanıp hayatımın en tatlı yanılgısını yaşamak

…”

ömür biter yol bitmez

Posted in ruzigargüzellemesi with tags , , , , , on Ağustos 26, 2008 by ruzigar

geçenlerde çay ocağında arkadaşla oturuyorum. mahalle kültüründen söz açıldı. apartmanda büyümekle mahallede büyümek arasındaki farkları, olumlu olumsuz durumları konuştuk.

oturduğumuz mahallelerin özelliklerinden bahsettik… ortak çocukluk oyunlarımızı çıkardık. etrafımızdaki insanlar politikadan konuşuyorlardı. zerre kadar umrumuzda değildi. sonra şey oldu. bir mahallede ortak bir yanımız çıktı. berber cafer… cafer dayım benim anne tarafımdan akrabamdı. annemin amcasının oğlu. annemin amcasını da hatırlıyorum. raif dedem. bize gelirdi… bembeyaz sakalları vardı. dedemin radyosunu kulağına kadar götürür ajansı dinlerdi. demirele kızar dururdu. bize getirdiği şekerlerin tadı damağımdadır hala… beni ve kardeşlerimi mıncıklayarak severdi… Allah rahmet eylesin…

cafer dayım berberdi. saçlarımız ilk onun makasıyla tanıştı. küçük bir dükkanı vardı. şirindi. sobası yaz kış dururdu. kaldırmazdı. küçük demlikler gözümün önünde hala… sonra dükkan çerçevelenmiş resimler, fotoğraflarla doluydu. en çokta oğlunun fotoğrafları… cafer dayımın oğlu güreşçiydi… dünya şampiyonluğu bile olmuş… güreşi severdi cafer dayım. pehlivan gibi yiğitti.. şimdi yaşlandı tabii… çöktü… berberliği bıraktı. bir dönem dükkanını işletirken işleri iyi gitmiyordu. kuaförlere yenildi o şirin dükkan… çocuklar yeni sitillere ayak uydurunca, cafer dayım belki de küstü berberliğe… hep camii cemaati geliyordu dükkanına… yaşlı amcalar ve sitil bilmeyen çocuklar…

arkadaşımda cafer dayımın dükkanına çok gitmiş. akrabam olduğunu söyleyince sevindi… ortak yanımız bu hatıra oldu geçmişten. dükkandaki çerçeveli bir resmi hatırladı arkadaşım. o söyleyince bir anda benimde gözümün önüne geldi ve bir süre o tabloyu hatırlamanın sevinciyle tebessüm ettik, güldük… resimde uzun bir yol vardı ve altında: ÖMÜR BİTER YOL BİTMEZ  yazıyordu… ben bu hatıranın güzelliğine daldım bir süre, çayımı yudumladım. etrafımızdakiler hala politikadan  konuşuyordu ve kulağım kirleniyordu… büyünün bozulmaması için uzaklaştım ordan…

orhan pamuk’un bavulu,dedemin radyosu…

Posted in ruzigargüzellemesi with tags , , on Ağustos 26, 2008 by ruzigar

dedemin radyosu vardı. harbiden karakutuydu. çok severdim o radyoyu.  haberleri dinlerdik.  ortaokullu yıllarımda  saddam kuveyte saldırmıştı galiba. sonra arada bir israile füze gönderirdi. dinlerdik dedemin radyosundan. radyoya hayretle bakardım. kim konuşuyor derdim böyle… bir ara babaannemin örgü şişiyle hoparlör kısmını delip içine bakmaya yeltendim iyi mi…
terete li günlerdi. sevdiğim şarkıları hatırlamaya çalışıyorum şimdi… fatih kısaparmak “karam, kaşı karam gözü karam sıla kokar…” diye söyler bende mırıldanırdım. ilhan iremi çok severdim.hangi şarkısıydı belki sazlıklardan havalanan şarkısı olabilir.”konuşamıyorum konuşamıyorum” kısmını çok severdim. birde kim vardı edip akbayram. “hava nasıl oralarda üşüyor musun… kar yağıyor saçlarına…” yeni türküyü de hatırladım şimdi. “telli telli şu telli turna sanma ki yaralı uçmaz bir daha… sakın çıkma patika yollaraaaa…” çocukluğumun ilk şarkıları. bu şarkılar kış günlerini hatırlatıyor daha çok. eve kapandığımız günler demek ki… yoksa yaz aylarında radyo ile ne işimiz olabilirdi ki… bizim dünyamız sokaklardı. o zamanlar asayiş berkemaldi, mahallemiz bizim sığınağımızdı…